top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıGöker Aközgürer

Kürklü Venüs: Mazoşizmde Yasa ve Kaygı

Kürklü Venüs, Leopold Sacher-Masoch’un 1870 yılında kaleme aldığı ve otobiyografik özellikler taşıyan romanıdır. Sacher-Masoch bu romanında cezalandırılma ve acı çekme üzerinden cinsel doyum sağlamaya dair bir tabloyu o kadar incelikli ve gerçekçi şekilde resmetmiştir ki Krafft-Ebing, Cinselliğin Psikopatolojisi eserinde tanımladığı ve daha sonra parafilik bozukluklardan biri olarak sınıflandırılacak olan mazoşizm kavramını bu yazarın isminden türetmiştir. Krafft-Ebing ve çağdaşlarına göre mazoşizm; acı çekme, aşağılanma ve cezalandırılmaktan cinsel olarak haz almayla giden ruhsal bozukluğa verilen addır.

Psikanalizin ele aldığı haliyle sapkınlık, insan cinselliğiyle ilişkili olsa da yalnızca cinsel pratiklere indirgenebilecek bir kavram değildir. Sapkınlık, cinsellikte gözlenen ve çoğu zaman kişinin uyarılması için gerekli olan erotik koşulu sağlayan sapkın ögelerden ayrılması gereken kendine has bir yapıdır. Öznenin, Öteki’nin eksiği veya kastrasyon karşısında aldığı spesifik bir konuma gönderme yapar. Bu konum sayesinde özne, erkek veya kadın olarak cinsel kimliği, aşk ve cinsellikle nasıl başa çıkabileceği, ölümün ışığında yaşamın anlamı gibi meselelere bir yanıt arar. Lacancı kurama göre dünya üzerindeki her özne, üç öznel yapıdan birisine dahildir: Nevroz, psikoz ve sapkınlık. Aynı nevroz ve psikoz gibi sapkınlık da yapısal bir kayıpla yani kastrasyonla baş etmeye dair bir stratejidir. Kastrasyon derken basitçe erkek cinsel organının tehdit altında olmasının ötesinde bir şeyden bahsedilir. Yani yalnızca penisle ilgili bir şey değildir, bu nedenle kastrasyondan bahsedilirken farklı bir kavram olan “fallus” tercih edilir. İmgesel nitelikte bir kavram olarak bu fallus, anne ve çocuk arasındaki narsisistik ve imgesel bağı ifade eder. Anne, imgesel fallus yerine çocuğu koyar; çocuk da annenin bu arzusunu tatmin etmek için bu yerle özdeşleşir. Fallusa sahip olduğuna inanan anne ile fallus olduğuna inanan çocuk arasında imgesel bir bağ kurulur. İşte kastrasyon bu bağa yönelik bir edimdir. Simgesel yasayı somutlaştıran Baba, anneye çocuğu karnına yeniden alamayacağını, çocuğa ise anneye sahip olamayacağını hatırlatır. Lacan’da kastrasyon bir tehdit değil, babanın sözünün simgesel eylemiyle meydana gelen bir kopuştur. Bu kopuşu buyuran yasa, fiziken orada olan herhangi bir baba değil, Baba-nın-Adı denilen simgesel bir işlevdir. Özne tarafından olduğu gibi kabul edilmeyen Baba-nın-Adı’nın -dolayısıyla kastrasyonun- üç farklı olumsuzlanma biçimi, üç farklı öznel yapının ortaya çıkışına denk düşer. Nevrotik, bastırmayı (Verdrangung) kullanır yani bu öğeyi yadsır ama onu bilinçdışında muhafaza eder. Psikotik, meneder (Verwerfung) yani geriye hiçbir iz, hiçbir kalıntı bırakmadan olumsuzlar, muhafaza etmez, yok eder.  Sapkın ise yasayı inkar eder (Verleugnung) ve bu inkar, yasanın hem kaydedildiği hem de ihlal edildiği bir mekanizmadır.

Hem mazoşizm hem de sadizm sapkınlığın klinik görünümlerindendir. Mazoşizmi yalnızca haz verici bazı cinsel pratiklere dair bir mesele olarak ele almak,  öznel bir yapı olan sapkınlığı görmezden geldiği için büyük bir hatadır. Nevrozda da psikozda da bazı mazoşist pratikler olabilir ancak bir bütün olarak mazoşizmi anlamak, mazoşizmi sapkın yapının bir görünümü olarak ele almakla mümkündür. Mazoşizm konusunda yapılan ikinci önemli hata ise, sadizm ve mazoşizmi birbirinin karşıtı ve ideal çifti olarak görmektir, çünkü sapkın kendisine başka bir sapkın değil, kendi sapkınlığına nesne olacak birini arar. Bu nesne aracılığıyla sadist ve mazoşist birbirinden estetik açıdan iki farklı türde fantazi inşa eder. Temelde bu fantazilerin veya sahnelerin birbirinden farkı şudur: Sadist, nesnesine bir şey buyurarak onu bir şeye zorlar; mazoşizmde ise sahne, mazoşistin nesnesini ikna etme, onu eğitme ve onunla bir sözleşme imzalama yönündeki çabaları temelinde yükselir. Kürklü Venüs, temelde mazoşist bir fantaziyi mesele edinerek bu klinik görünümün anlaşılmasına ışık tutan bir metindir.

Kürklü Venüs, başkahraman Severin’in Wanda isimli bir kadınla yaşadığı güç dengesi açısından asimetrik bir ilişkiyi arkadaşına anlattığı bir kesitle başlar. Arkadaşının, kadın karşısında cezalandırılma hevesindeki bu genç adamın anlattığı öyküyü pek de inandırıcı bulmaması üzerine Severin, kanıt olarak günlüğünü sunar ve arkadaşıyla birlikte biz de Severin’in Wanda yani Kürklü Venüs ile yaşadığı ilişkinin detaylarını günlüğü aracılığıyla öğrenmeye başlarız. “Goethe’nin ‘ya çekiç olmalısın ya da örs’ lafı hiçbir yere kadın erkek ilişkisine uyduğu kadar uymuyor”[1] der Severin. Başka bir yerde ise “Aşkta eşitlik yoktur... fakat hükmetmek veya hükmedilmek arasında seçim yapma şansım varsa, güzel bir kadının kölesi olmak bana çok daha çekici geliyor”[2] diye ekler. Belli ki kendine mutlak bir efendi arıyordur, ancak yalnızca bir efendi değildir istediği, onu cezalandıracak, iradesini, benliğini hatta kimliğini elinden alacak birisidir. Severin daha da ileri giderek bunu bir yasaya tabi kılmak için bir sözleşme hazırlayıp Wanda’nın bunu imzalamasında ısrar eder. Wanda gerektiğinde Severin’i döver, bağlar, kırbaçlar, ona olmadık işler yaptırır; Severin bu muameleye koşulsuz bir uyum sağlar.

Burada kurulan mazoşist sahne, Öteki’ni eksiği olmayan/kastrasyona tabi olmayan bir bütün olarak var etme girişimidir. Sapkına has olumsuzlama biçimi olan inkar burada iş başındadır, kastrasyonu bir düzeyde kaydetmiştir ancak yine de Öteki’nin eksiği yokmuş gibi davranır, onu bir bütün olarak var eder. Mazoşist, bu Öteki’nin eksiğinin olmadığını varsayar – nevroz için hiç de öyle değildir, nevrotik bu Öteki’nde bir eksik olduğunu bilir ama bunun ne olduğunu bilmez, arzuyu yaratan da bu eksiktir. Mazoşistin Öteki’sinin eksiğinin olmaması, onun bir arzusunun da olmamasını beraberinde getirir. Bu Öteki’nin tek bir ihtiyacı vardır, o da mazoşistin kendisidir. Öteki’ni tatmin etmeye yetecek olan kendi bedenidir. İmgesel bir fallus olarak kendi bedenini sunar mazoşist Öteki’ne; ondan faydalanmasını, ihtiyacını doyurmasını, bir bütün olarak kalmasını ister Öteki’nden. Böylece kastrasyon olmamış gibi davranmaya, anneyle çocuk arasındaki o ulvi ve imgesel bağın devam ettiği yönünde bir sahne kurgulamaya çalışır. Nevrozun aksine sapkın –burada mazoşist- Öteki’nin ne istediğini tam olarak bilir, bundan emindir. Onu tatmin edecek olan kendisi, kendi bedenidir. Mazoşist talep eder, gayesi Öteki’nden bir bütün elde etmektir. Bunun için ne yapacağını bilir ve bunun için talep ettiği bir şeyler vardır. Ancak bu talebini sadizmdeki gibi buyurgan bir tavırla zorlayarak yapmaz, sahnenin acı çeken öznesi olarak kurban gibi görünür aslında sahnenin hakimi odur. Fantazisini diğerine fısıldayarak, yapması gerekenleri öğreterek, gereğinde ikna ederek diğerine gizlice dayatır, ardından bunu bir sözleşmeye bağlamak ister. Kendi plan ve projesi sonucunda Öteki’ni hakim olmaya ikna ederek, kendi iradesini ve benliğini ona teslim eder. Bu sahneden Öteki’nin de keyif almasını ister, bir mazoşist için en haz verici an, Öteki’nin bu sahneyi üstlenmesi ve yapması gerekenleri kendi arzusuymuş gibi yerine getirmesidir.

Kürklü Venüs’te Wanda’nın, başlangıçta bu konuda oldukça çekingen ve tereddütlüyken, zamanla bu sahnenin içerisinde bulunmaktan keyif almaya başladığı görülür. Severin’in en heyecan dolu satırlarının, Wanda’nın görevine sıkıca tutunduğu anlara rastladığını görebiliriz. Severin’in en umutsuz olduğu zamanlar ise Wanda’nın yanlış bir şey yaptığını düşündüğü, vazgeçmek istediği, Severin’e aşkını ilan edip ona sevgi göstermek istediği zamanlardır. Severin’in istediği bu değildir. Severin Wanda’nın tatmin olması için gerekenden, ihtiyaç duyduğu şeyden oldukça emin görünür. Bunun böyle olmadığını, Wanda’nın başka bir şey istiyor olduğunu duymaktan büyük bir hoşnutsuzluk duyar, buna dayanamaz. İlk pratiklerinde kırbaçladıktan sonra “acıttım mı canınızı?” diye sorar Wanda, Severin ise bu gidişattan rahatsızlık duyar, “yalvarırırım acımadan kırbaçla” diye cevap verir, “ama hoşuma gitmiyor” diye ekler Wanda[3]. Hatta bir yerde Wanda bu oyunu bitirmek ister; “O çılgın fantazini gerçekleştirdim, şimdi akıllı ve mutlu olalım ve birbirimizi sevelim”[4]. İki karakter arasındaki fark budur: Wanda bunun Severin için yalnızca cinsel bir oyun olduğunu, yani bir araç olduğunu düşünürken Severin için esas amaç sahnenin kendisidir. Severin için cinsel tatmini sağlayabilecek yegane koşuldur. Wanda’nın dediği gibi fantazi sonrası birbirini severek mutlu olmak mümkün değildir. Severin için fantazinin kendisi mutluluğun tek imkanıdır. Mazoşistin dramı da işte buradadır. Buna mutlak uyum sağlayacak birisini bulamadıkça ya da uyum sağlayan kişi artık uyum sağlamak istemediğinde veya başka bir şey talep ettiğinde sahne dağılır.

Mazoşist bu sahneyi yeniden ve yeniden inşa edecek bir yasaya ihtiyaç duymaktadır. Sadece nevrotik değil, sapkın da yasaya ihtiyaç duyar. Nevrotik, Baba-nın-Adı’nın kurulması ve ardından bastırılmasıyla birlikte yasanın içerisine gömülmüştür ancak sapkında bu yasa tekrar ve tekrar inşa edilmek zorundadır. Mazoşistin ihtiyaç duyduğu yasa, kendi ürettiği ve kendi aleyhine gibi görünen sözleşmedir. Bu sözleşme mazoşistin alamet-i farikasıdır. Mazoşizm, sözleşme temeline inşa edilmiş bir dramadır. Sözleşme yoluyla belirli bir zaman ve mekan içerinden tüm saldırı haklarını Baba’dan (simgesel üçüncüden) alarak Anne’ye – Öteki’ne- verir Mazoşist. Sahneyi üçüncüye kapatır. Simgesel düzende inkar edilmiş Babanın yani üçüncünün (Baba-nın-Adı’nın) elindeki güç ve tehdit unsurları sözleşme yoluyla bir anne imgesine teslim edilmiştir. Romandaki Severin’in Wanda ile yaptığı veya Sacher-Masoch’un kendi hayatındaki kadınlarla yaptığı sözleşmelere bakıldığında bunu görürüz. Yalnızca iki muhatap, mazoşistin bedenine gelebilecek olası tüm saldırıların icrasını tek bir kişiye yükleme isteği, bu kişinin de buna istekli olması için verilecek yoğun bir çaba. Bu çaba yalnızca hipotetik bir durum için değildir, bu sözleşme her daim yürürlükte olmalı, burada bahsedilen cezai yaptırımların her an uygulanabileceğinden ve uygulandığından da emin olunmaldır. Bu sözleşmelerde dikkat çeken bir özellik, imzalandığı andan itibaren mazoşistin kendine ait bir iradesinin, benliğinin hatta isminin bile kalmadığının kabulüdür. Sözleşmeye imza atıldığı andan itibaren Severin’in ismi silinir ve artık ona “Gregor” olarak hitap edilir. Severin’in varlığının bütünüyle Wanda’nın keyfine bırakıldığını gösterir bu bize. Severin romanda bu durumu şöyle özetlemektedir: “Evet, ciddi olarak kölen olmak istiyorum, üzerimdeki gücünün yasalar tarafından kutsanmasını, yaşamımın senin ellerinde olmasını, bu dünyadaki hiçbir şeyin beni senden koruyamamasını veya kurtaramamasını istiyorum. Kendimi tamamen senin keyfinin, kaprislerinin, parmağının bir hareketinin kontrolü altında hissetmek ne büyük haz verir bana!”[5]. Severin açıkça Öteki’nin jouissance’ının[6] nesnesi haline gelmeyi istemektedir.  

Lacan, mazoşizm ve Öteki’nin jouissance’ı arasındaki bu ilişkiyi, kaygı üzerine olan onuncu seminerinde gündeme getirmiş ve bir anlamda mazoşizmin tanımını yapmıştır: “Mazoşist Öteki’nin jouissance’ını hedefler gibi görünür ama aslında bunun arkasındaki hedef Öteki’nin kaygısıdır”[7]. Bu ne anlama gelmektedir? Öncelikle burada her zaman Öteki’nin arzusunu hedefleyen nevrozdan farklı bir hedef olduğu ifade edilmektedir. Bu önermeye göre de mazoşizmdeki görünür –yani fantazideki- hedef; kendisini, kendi bedenini Ötekinin jouissance’ının nesnesi haline getirmektir. Bu dramada Severin, Wanda’nın keyfinin yani jouissance’ının nesnesi olmuştur. Ancak bu ne tür bir nesnedir? Lacan aynı seminerde bu nesnenin özelliklerini şöyle detaylandırmıştır: “Mazoşistte deklare edilmiş hedef, kendisini nesne olarak vücuda getirmektir. Bu nesne, alelâde nesnelerdir (common objects). Örneğin masa altındaki bir köpek, sözleşmeyle uzlaşılan bir madde, bir tüketim maddesi, diğer nesnelerle birlikte markette satılan bir şey... Özetle mazoşistin aradığı şey; alelâde nesnelerle, mübadele nesnesiyle özdeşleşmedir”[8]. Seminerin başka bir yerinde şöyle devam eder: “Mazoşist, bir kenara fırlatılmış olanın fonksiyonunda ortaya çıkar. Bu nesne, kullanılıp atılmış olanın görüntüsündedir: Çöpe atılmış, köpeğin önüne atılmış, alelade nesneler hurdalığında bir nesnedir. Başka bir yere koyulabilmeyi istemek için oradadır.”[9] Görüldüğü gibi tarif edilen bu nesneler, simgesel değerini yitirmiş nesnelerdir ve Severin’in kendini özdeşleştirdiği konumla denk düşmektedir.

Şimdi gelelim Lacan’ın önermesinin ikinci kısmına, yani mazoşistin Öteki’nin jouissance’ını hedefler gibi görünse de aslında “Öteki’nin kaygısını” hedefliyor olmasına. Buradaki vurgu, mazoşistte fantazi örtüsü aracılığıyla bir şeyin saklandığıdır: “Öteki’nin jouissance’ını hedeflemek, fantazmatik bir hedeftir. Aranan şey, öznenin nihai sefaletine, esas düşüşüne Öteki’nde verilen yanıttır. Bu yanıt, kaygıdır. Kaygı, mazoşistin kör hedefidir çünkü onun fantazisi bunu maskeler”[10]. Mazoşistin sahnenin asıl hakimi olduğundan bahsetmiştik, kendisinin kurup yönlendirdiği bu sahne nihayetinde Öteki’ne kaygı verir. Çünkü bu sahnede mazoşist, bedeni ile nesne a konumunu –karşısındaki nevrotik için arzunun nesne nedeni olan konumu- doldurur, böylece Öteki’ni kaygılandırır. Çünkü bir nevrotik için nesne a’ya bu denli yaklaşmak her zaman kaygı vericidir. Mazoşisti kaygıdan korumak için bir strateji olarak inşa edilen fantazi, asıl hedef olan kaygıyı Öteki’ne taşımaya, Öteki’ni kaygılandırmaya hizmet eder. Ve bu kaygı, Öteki’nin yasayı telaffuz etmesine yol açar. Bu bağlamda yasa sözleşmeyken bunu telaffuz eden Öteki, Wanda’dır. Burada kaygı, Wanda tarafından nihayet sözleşmenin kabul edilmesine yol açan sürecin başlatıcısıdır.

Peki, mazoşist için şimdiye kadar kusursuz gibi ilerleyen sahne nasıl dağılır? Romanda yer alan ve “Yunan” olarak adlandırılan üçüncü bir kişinin ortaya çıkışıyla. Wanda’nın Severin/Gregor’u uşak olarak yanında götürdüğü seyahatlerden birinde tanıştığı güçlü, yakışıklı ve soylu bir erkektir bu Yunan. Wanda, Severin’e bu erkekle tanışmasına yardımcı olmasını emreder, böylece Wanda ile Yunan arasında bir ilişki başlar ve bir noktada Wanda’nın Severin’e uyguladığı cezalara Yunan’ın da müdahil olması gündeme gelir. Wanda, bir konuşmasında Severin’e “başkasına ait olan bir kadının sizi kırbaçlaması, hatta o adamın kırbaçlaması nasıl olur” diye sorduğunda Severin’in yanıtı “hayallerimin ötesine geçiyorsunuz” olur.[11] Bu durum sapkının fantazisi için iki nedenle tehdit edicidir ve Severin için her şey yolunda giderken iki önemli kaygı anına yol açar. İlki, Öteki’nin arzusu olarak bir erkek figürünün varlığıdır. Öteki’nin yani Wanda’nın bu figüre yani üçüncüye yönelmesi, Severin’in verebilecekleri ile tatmin olmaktaki yetersizliğini gösterir. İkinci neden ise bu durumun ikili sözleşmenin meşruiyetine darbe indirmesidir, yani tüm cezaların bir ikinciden/Öteki’nden gelecek olmasına bir alternatif ortaya çıkmıştır. Mazoşistte ortaya çıkan ve artık Öteki’ne transfer edilemeyen kaygı, mazoşistin fantazisinde bir çatlağa neden olur. Bu andan itibaren Severin, bu çatlağı onarma çabası içine girer ve önce bundan vazgeçmesi için Wanda’ya yalvarır. Wanda’nın eski düzene dönmekteki isteksizliği karşısında ise Severin konağı terk eder ve böylece sözleşme yürürlükten kalkar. Bu son, bize mazoşist için yeter koşulun ne olduğunu da göstermektedir. Kendi seçtiği, yarattığı, eksiği olmayan, dolayısıyla başka bir yöne de bakmayan yani arzusu olmayan Öteki dışında başka bir muhatabı kabul etmemesi, gelebilecek tüm cezaların bu Öteki tarafından peşinen uygulanması, bu Öteki’nin bunu sorgulamayan, bütün bunlar kendi arzusuymuş gibi üstlenen birisi olması ve tüm bunların bir sözleşme çerçevesinde gerçekleşiyor olması. Fantazisi artık bu koşulları sağlayamaz hale geldiğinde ise mazoşist için yasayı tesis edebilmek ve kaygıdan uzaklaşabilmek için yapılabilecek tek şey; farklı bir zaman ve mekanda fantazisini sahneleyebileceği yeni karakterler bulmaktadır.


*Bu yazı Karşılaşmalar Dergisinin Mayıs-Temmuz 2023 tarihli ikinci sayısında yayınlanmıştır.

Notlar:

[1] von Sacher-Masoch, L. (2016 [1870]) Kürklü Venüs, çev. S. Uçar, İstanbul: Ayrıntı. syf. 30

[2] a.g.e. syf. 45

[3] a.g.e. syf. 71

[4] a.g.e. syf. 75

[5] a.g.e. syf. 82

[6] Lacan’ın başka bir dile çevrilmesini önermediği karmaşık jouissance mefhumu, bedenin dürtünün baskısından etkilenme tarzıyla ilgilidir ve haz deneyiminin ötesinde, uyarılmada ve gerginlikte bir tatmin şeklinin bulunduğunu vurgular. Bedenin jouissance’ı, bunaltıcı olmaktan farklı bir şekilde deneyimlenemeyecek olan bir aşırılıktır (Lacan, 1966-7, 24 Mayıs 1967 tarihli ders).

[7] Lacan, J. (2014) The Seminar of Jacques Lacan 1962-1963, Book X. Cambridge: Polity Press. syf. 177

[8] a.g.e syf. 105

[9] a.g.e. syf. 106-107

[10] a.g.e. syf. 163

[11] von Sacher-Masoch, L. (2016 [1870]) Kürklü Venüs, çev. S. Uçar, İstanbul: Ayrıntı. syf.



Kaynakça:

Deleuze, G. (2007 [1967]) Sacher-Masoch’un Takdimi, çev. İ. Uysal, İstanbul: Norgunk.

Izcovich, L. (2019) Sapkınlıkta Aşk, Arzu ve Jouissance, çev. O. Nacak, İstanbul: Axis.

Freud, S. (2013 [1924]) “Mazoşizmin Ekonomik Sorunu”, Metapsikoloji, çev. E. Kapkın & A. T. Kapkın, s. 391-406, İstanbul: Payel.

Krafft-Ebing, K.V. (1894) Psychopathia Sexualis with Especial Reference to Contrary Sexual Instinct: A Medico-Legal Study, çev. C. G. Chaddock, Philadephia: F.A. Davis Company

Lacan, J. (2014) The Seminar of Jacques Lacan 1962-1963, Book X. Cambridge: Polity Press.

Lacan, J. (2017 [1964]) Psikanalizin Dört Temel Kavramı: Seminer 11. Kitap, yay. haz. J.-A. Miller, çev. N. Erdem, İstanbul: Metis

von Sacher-Masoch, L. (2016 [1870]) Kürklü Venüs, çev. S. Uçar, İstanbul: Ayrıntı

Žižek, S. (2005) “Kant ve Sade; Mükemmel İkili”, çev. A. Kaftan, ed. E. Çakmak, s. 182-190, Cogito Dergi, Sayı: 41-42, İstanbul: YKY.

12 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Dürtünün Lacancı Nesneleri: Bakış ve Ses

nesne a olarak Bakış Lacan 1964 yılı boyunca verdiği 11. Seminerde “Nesne a ve Bakış” meselesini tartışmak için dört ders ayırır. Lacan’ın buradaki temel tezi, Göz ile Bakış arasında bir bölünme olduğ

Lacan’ın Yitirilmiş Nesnesi: nesne a

Nesne a, Lacan’ın psikanalize en büyük katkılarından birisidir ve Lacan, bu kavramla birlikte psikanalizin nesnesinin ne olduğu tartışmalarına yeni bir boyut eklemiştir. Sözkonusu psikanaliz olunca ne

Suçun Doğası Var mı? Psikanalitik Bir İnceleme

Merhaba, bugün sizinle konuşacağımız konuyla ilgili bana teklif geldiğinde ve benden suçun doğası üzerine bir konuşma yapmam istendiğinde aklıma ilk olarak şu soru geldi: Suçun doğası var mı? Böyle bi

Comments


bottom of page